|
Bu yazı Milliyet
Gazetesi'nde 15 Şubat 2002 tarihinde Abbas Güçlü'nün köşesinde
yayınlanmıştır. Yazıya
http://www.milliyet.com.tr/2002/02/15/yazar/guclu.html adresinden de
ulaşılabilir.
Cumhuriyetin mimarı Ankara Üniversitesi (1)
Hani hep en yakınınızda olup da hiç ziyaretine gidemediğiniz çok önemli
yakınlarınız olur ya benimle Ankara Üniversitesi arasındaki ilişki de hep
öyle oldu. Eminim pek çoğunuz için de durum farklı değil.
Bir Ankaralı olarak o hep bizim üniversitemizdi. Ondan da öte o
Atatürk'ün ve Cumhuriyet'in ilk üniversitesiydi. Onunla hep gururlandık.
Çöken bir imparatorluktan laik, demokratik, çağdaş bir ülke yaratan onlar
oldu.
Fakültelerini bir bir Atatürk bizzat kendisi kurdu...
Osmanlı'nın son döneminde genç kuşaklar savaş alanlarında yitip gitti.
Çanakkale'de, Galiçya'da, Kafkasya'da. Savaş ve işgaller sadece aydınları
değil, öğrenci ve öğretim kurumlarını da yuttu. Ayakta kalanlar ise işgalin
ortasında sıkışıp kaldılar. Hele bazıları vardı ki Mustafa Kemal ve Ankara
için Osmanlı yönetiminden farklı düşünmüyordu...
TBMM kurulmuş, Kurtuluş Savaşı kazanılmış, saltanat ve hilafet
kaldırılmış, Mustafa Kemal cumhurbaşkanı olmuştu. Ama Atatürk hala
huzursuzdu...
En yakınındakiler her şey oldu bitti coşkusu yaşarken o her şey daha
yeni başlıyor mesajı veriyordu.
Bir yandan öğretmenlere asıl zaferi siz kazanacaksınız derken öte
yandan çağdaş Türkiye'yi yaratacak olan Ankara Üniversitesi'nin hayallerini
kuruyordu.
Henüz hilafet ve saltanat kaldırılmamışken 1922'de Meclis'te şunları
söylüyordu:
"Kanunlarımız uygar ülkelerin mevzuatı düzeyine çıkartılacaktır. Zira
adalet mekanizmasının işlerine kimse karışmayacaktır..."
Hukuk
Fakültesi kuruluyor
Atatürk bir hukuk devleti kurmak istiyordu. Ama elinde ne çağdaş
hukukçular vardı ne de onları yetiştirecek bir okul. 1925'te Cumhuriyet'in
ilk fakültesi böyle kuruldu. Görev Adliye Bakanı Mahmut Esat Bozkurt'a
verildi. İşi zordu. Meclis'ten itirazlar yükseliyordu. İstanbul'da Hukuk
Mektebi varken, Ankara'da yeni bir mektep açmak niye idi? Hoca, öğrenci ve
kaynak nereden bulunacaktı? Ankara'da
Ankara Lisesi'nden
başka okul yokken, milletvekilleri bile kalacak yer sorunu yaşarken
öğrenciler nerede barınacak, nerede öğrenim görecekti?
İtirazların çoğu haklı gerekçelere dayanıyordu. Savaştan çıkalı henüz
üç yıl olmuş ve elde avuçta bir şey yoktu. Ama Atatürk sabırsızdı. Ve ilk
fakülte kuruldu. Bazı milletvekilleri ısrarla İstanbul Hukuk Mektebi'nin
ders programının uygulanmasını istediler. İşte o an Kars milletvekili Ahmet
Ağaoğlu söz aldı ve Meclis duvarlarında tekar tekrar yankılanan şu sözleri
söyledi:
"Tamam ama Ankara zihniyetiyle..."
Mülkiye
Ankara'ya taşınıyor
1933 reformu gerçekleşinceye kadar İstanbul Üniversitesi ile Ankara
arasında hep sorun yaşandı. Bu yüzden Atatürk ve arkadaşları Cumhuriyet'in
mimarlarını Ankara'da kendi gözleri önünde yetiştirmek istediler...
Atatürk'ün kurduğu ikinci fakülte Ziraat Mektebi oldu. Ardından
İstanbul'daki Veterinerlik ve Mekteb - i Mülkiye yani Siyasal Bilgiler
Fakültesi de Ankara'ya taşındı...
Hitler'in zulmünden kaçan Alman profesörlere genç Türkiye Cumhuriyeti
kapılarını sonuna kadar açtı. Dünyaca ünlü bilim adamları Ankara
Üniversitesi'nin kuruluşunda önemli rol oynadı. Bu arada mastır ve doktora
öğrenimi için yurtdışına çok sayıda genç gönderildi.
Tamamı çok iyi eğitim görerek geri döndü. 9 Ocak 1936'da yine
Atatürk'ün yoğun gayretleriyle kurulan Dil ve Tarih - Coğrafya Fakültesi'nin
açılışı vardı. Tören konuşmalarının ardından zarif bir Türk kadını kendinden
emin adımlarla kürsüye gitti ve ilk dersi verdi. Bu Afet İnan'dı. Kat edilen
yolun en güzel örneğiydi...
Özetin özeti: Ankara Üniversitesi'ni gezerken attığım her adım, beni
aldı geçmişe götürdü. Yoktan modern bir ülke yaratan mimarlar, kendi
yarattıkları eseri geleceğe taşıma konusunda da aynı kararlılık, gayret ve
heyecan içerisindeler. Duysaydım inanmazdım. Ama gördüm ve umutluyum. Hem de
çok! Niyesi yarın...
|